
Bir hafta sonunu değerlendirmek için, nereye gidebilirim düşüncesi ile tur programlarını incelerken Ankara’ya yakın, günübirlik BEYPAZARI’ na gitmeye karar verdim.
Harika bir sonbahar sabahı otobüste idim. Gerçekten heyecanlıydım. Çünkü hep merak ettiğim,gitmek için fırsat bulamadığım bir ilçeye gidiyordum. İlçe ile ilgili bir araştırma yapmadım. Bu gezi benim için tamamen keşif sayılıyordu. Ayaş’a geldiğimizde bir çay molasından sonra Ayaş ilçesini gezdik ve yolumuza devam ettik. Beypazarı’na yaklaşırken sağ ve sol tarafımızda tarlada çalışan kişiler gördük. Bu tarlaların havuç ekili olduğunu ve Türkiye’nin havuç ihtiyacının % 60’ nın bu ilçeden temin edildiğini öğrendik. Yol boyunca tavuk çiftliklerini, karoser fabrikalarını geçtik. Bu fabrikalar Türkiye çapında ileri teknoloji ile kamyon ve kamyonet (karoser) kasası üretimi yapıyor. Karoser yapımında ülkemizin en büyük merkezi durumunda Beypazarı. Rehberimiz Beypazarı’na girdiğimizi söylediğinde , ilk dikkatimi çeken evlerdi. Burada evler iki katlı idi. Daha yüksek ev yoktu. Beypazarı’na girdiğinizde görünen manzara nasılsa, ilçeyi terk ederken de öyle. İlçede çirkin yapılaşma olmamış.
Beypazarı , Ankara’nın 98 km. kuzeybatısında, Ayaş, Güdül, Polatlı, Nallıhan, Seben, Kıbrıscık, Çamlıdere ilçeleri ile çevrili. Osmanlı döneminde Bursa Hüdavendigar Sancağı’na bağlı bir bucak iken, 1868 yılında Anlara Sancağı’na bağlı bir ilçe olmuştur. Beypazarı, tarihi ‘’İpek Yolu’’ üzerinde binlerce yıllık geçmişi olan kültürel zenginliği ile sizi kucaklar. Selçuklu ve Osmanlı mimari tarzında tarihi eserleri ve Safranbolu’lu ustaların ilçeye yerleşmesi ile tarihi evler günümüze miras kalmıştır. İlçe sokaklarını gezerken tarihi yolculuğa çıkarsınız. 150-200 yıllık,ahşap evler sizi çok eskilere götürür. Kimbilir bu evlerde neler yaşanmış, ne sevinçler, hüzünler, mutluluklar bilinmez! İki katlı, beyaz badanalı, ahşap çerçeveli bu evlerin içini görmek istersiniz. Sessiz, sakin ama yaşanmış, hayat dolu bu mekanlar sizi tarihin içinde bir yolculuğa götürür. Evler cumbalı ve guşkanalı olan iki veya üç katlı yapılardır. Temel duvarlar taştan, geri kalan kısımlar ahşaptan yapılmıştır. Evlerin tavan arasındaki bölümünün çatıdan yükselerek çıkmasına ‘’GUŞKANA’’ denir. Beypazarı Kültür Evi (müze), Nurettin Karaoğuz tarafından bağışlanmış. Bu müzede kaybolan halk kültürünü, yaşam biçimini hatırlatan eserleri ve antik eşyaları görmeniz mümkün. İlçe topraklarında Hititler, Frigler , Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlar. ‘’Beyhazar’’ olan ismi büyük öneme sahip olan pazarı nedeni ile Beypazarı olarak değişmiş.
Bütün bu bilgileri rehberimizden aldıktan sonra , ünlü Beypazarı Maden Suyu fabrikasına gittik. Herkese maden suyu ikram edildi. Fabrika bahçesinde mini moladan sonra Beypazarı gümüş çarşını gezdik. Özellikle telkari işçiliği mükemmel olan gümüş atölyelerini ve mağazalarını gezerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Öğlen saati olduğunda herkes açıkmıştı. Fakat rehberimiz bize sürpriz yapmak için, yöresel yemeklerin adlarını söylememekte ısrarlı davranınca, iyice meraklandık. İlçe sokaklarında rehberimizin arkasında gezerken küçük bir lokantaya gittik,üst kata çıktık. Herkes merak içinde etrafını incelerken garsonlar yemekleri getirmeye başladı. İlçeye özgü bir yemek olan güveç (etli pilav) , alttan ısıtmalı taş fırınlarda ve özel toprak kaplarda yapılıyor. Yaprak sarması ve baklava ile nefis bir yemekten sonra ilçeyi gezmeye devam ettik.
İpek yolu döneminde kullanılan hanları gezdikten sonra Hıdırlık Tepeye doğru yola koyulduk. Oldukça dik yokuş çıktıktan sonra, çay bahçesi olarak kullanılan tepede oturduk. Sonbahar güneşi içimizi ısıtırken, taze demlenmiş çayımızı içiyor ve ilçeye kuşbakışı bakıyorduk. Kırmızı çatılı, beyaz duvarlı evlerin arasından ağaçlar ve minareler yükseliyordu. Bu da ilçeyi çok sevimli gösteriyordu. Kireç taşı gibi beyaz, ince ve uzun bir tepe tam önümüzdeydi. Bunun adının ‘’dinazor sırtı tepesi’’ olduğunu rehberimizden öğrendik. Yine ilçe sokaklarında dolaşarak alışverişe başladık. Grup alışverişe meraklı idi. Beypazarı kurusu, havuç lokumu, asma yaprağı, gümüş takılar derken tüm çarşıyı dolaşmış olduk. Artık akşam olmak üzere idi ve rehberimizin bize yeni bir süprizi vardı. Sarıyer baraj gölüne gitmek üzere otobüse bindik. Beypazarın’dan çıkarak yolumuza devam ederken bir duman bulutu ile karşılaştık. Burası oldukça büyük alana yayılmış kömür madeni işletmesi idi. Bacalardan çıkan zehirli duman etrafı kirletiyordu. Maalesef yapılan tüm şikayetlere rağmen , hiçbir tedbir alınmamış . Üstelik düşük kaliteli linyit çıkarılıyormuş. Ama çevreye verdiği zararın büyük olduğu hemen fark ediliyor.
Gökyüzü akÅŸam renklerine boyanmaya baÅŸladığında, Sarıyer Barajı yakınlarındaki lokale gelmiÅŸtik. Baraj gölü hemen önümüzdeydi. Gökyüzünün sarı,kırmızı,kavuniçi,lacivert,mavi renkleri göl sularına yansıyarak,harikalar yaratmıştı. Kelimeler anlamlarını kaybetmiÅŸ, sessizlik hüküm sürüyordu. Tam karşımızda , yavaÅŸ yavaÅŸ kayan , kocaman kırmızı güneÅŸe bakarken, herkes bir ÅŸeyler düşünüyor, düşlüyor fakat konuÅŸamıyordu. Çünkü harika bir sonbahar günü bitmiÅŸti……..
Eğer yolunuz Beypazarın’dan geçerse; Boğazkesen Kümbeti, Suluhan Kervansarayını, İvazdede ve Yediler Türbelerini, Sultan Akşenseddin ve Kurşunlu Camilerini gezmeyi unutmayın!!!!
Bu şirin beldemizin kültürel mirasının günümüze kadar taşınmasında katkıda bulunan Sn. Beypazarı Belediye Başkanı Av. Mansur Yavaş’a ve bu bilgileri bizlere aktaran değerli rehberimiz Doç. Fatih Müderrisoğlu’na teşekkür ederiz..
NURPERİ ÜNSAL
Sat Jul 5, 2003 fotoGezi